Dergi niteliğinde hazırladığım bloğumda yemek tariflerinden restaurant yorumlarına, ev yapımı güzellik ürünlerinden kocakarı yöntemlerine ve çeşitli konular içeren kişisel yazılara kadar birçok konuyu bulabilirsiniz. Tüm tarifleri evimde uygulayıp fotoğrafını çektiğimi de belirteyim :o) Kayıt olmadan yorum yapmayı arzu ederseniz, yorum bölümündeki yorumlama biçimini "anonim" olarak seçebilirsiniz. İyi eğlenceler :o)
21 Mart 2014 Cuma
G KURABİYELER
Malzemeler (22 adet kurabiye):
2 yumurta
250 gram margarin
1 su bardağından bir parmak az toz şeker
1 paket vanilya
1 çay kaşığı kabartma tozu
Bir fiske tuz
2 yemek kaşığı kakao
4 su bardağı dolusu un
Yapılışı:
Margarini bir tavada ya da büyükçe biz cezvede eritin. Kesinlikle kaynamasın. Eriyince hemen altını kapatın.
Mikserde yumurtaları kırıp çırpın. Şekeri ilave edip çırpma işlemine devam edin.
Çırpılmış şeker ve yumurtalara margarini yavaş yavaş ekleyin (margarin kesinlikle çok sıcak olmamalı yoksa yumurtalar pişer :o). Ekleme esnasında mikseri çalışır durumda tutun.
Margarinin ardından vanilya, kabartma tozu ve bir fiske tuzu da katıp karıştırın.
Unu yavaş yavaş eklemeye başlayın. Unu eklemeye başladıktan sonra karıştırma konusunda mikser ancak belli bir aşamaya kadar yardımcı olacaktır. Boza kıvamına gelince tüm unu ekleyerek elinizle karıştırıp bir hamur yapın.
Hamur için her zamanki tabiri kullanmak durumundayım. Kulak memesi kıvamında olmalı. Ancak ben size tam olarak kullandığım ölçüyü yazdım. Unu da bardaklara dolu dolu koydum diyebilirim.
Tabi ki kullanılan bardağın büyüklüğüne göre bu ölçü tam gelmeyebilir.
Hamur olduğunda eşit olarak iki parçaya ayırın. Parçalardan birini yuvarlayın ve strech filme sarıp buzdolabına kaldırın.
Diğer hamurun üzerine 2 yemek kaşığı kakao döküp, kakaonun her yere eşit dağılması için yoğurmaya devam edin. Başlarda biraz uğraştırıyor ama merak etmeyin çok da uzun sürmüyor.
Kakaolu hamurunuz da hazır olduğunda bunu da strech filme sarıp buzdolabına kaldırın. Her iki hamur da buzdolabında yaklaşık yarım saat beklemeli.
Yeterli süre geçtiğinde hamurları dolaptan çıkartıp hem sadesini hem de kakaolusunu 2 eşit parçaya bölün.
Bir merdane ile önce sade hamuru elinizden geldiğince dikdörtgen şeklinde açın. Hamur çok ince olmamalı, yarım parmak kalınlığında yeterlidir.
Sade hamuru açtıktan sonra kakaolu hamurun bir parçasını da yaklaşık aynı büyüklükte ve kalınlıkta açın.
İki hamuru üstüste koyun. Ancak kakaolu hamuru, sade hamurdan bir parmak aşağıda kalacak şekilde yerleştirmelisiniz. Böylece sarıldığında ortada kakao yoğunluğu olmayacaktır.
Yavaşça sade hamurun kenarlarından kaldıttırarak sarın. Tam bir rulo haline gelmeli.
Rulonuz hazır olduğunda 1 parmak kalınlığında dilimler halinde kesin.
Kestiğiniz dilimleri tezgahın üzerine koyup hafifçe üzerine bastırın ki iki hamur biraz daha yapışsın.
Şekil verdiğiniz kurabiyeleri, yağlı kağıt serdiğiniz bir fırın tepsisine dizin. Dizerken birbirlerine çok yakın konulmamalarına dikkat edin.
Kalan diğer hamurlara da aynı işlemi uyguladıktan sonra önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında yaklaşık 20 dakika kızarana kadar pişirin.
İsmimin baş harfini yansıtan bu güzel kurabiyelerin yanına kıymalı poğaça yapmanızı tavsiye ederim.
Afiyet olsun :o)
BALIĞIN TAZE OLDUĞU NASIL ANLAŞILIR?
Hani bir tabir vardır ya "denizden babam çıksa yerim" diye. Tabi ki canım babamı yemem :o) ama denizden çıkan her şeyi yerim. Hatta suşi sevdiğimi düşünürsek yosunları bile yiyiyor durumdayım :o)
Balık gerçekten hem çok yararlı hem de çok lezzetli bir gıda. Bence en büyük dezavantajı taze olmadığında sağlığımızı tehdit etmesi. Böyle bir durumla karşılaşmamak için satın alırken dikkat edilmesi gereken kurallar şunlar:
* Taze balık neredeyse kokusuzdur. Ancak burnunuza doğru yaklaştırdığınızda koku alırsınız ki bu da deniz kokusudur. Bayat balık ise uzaktan bile koku yayar (konuyla alakalı değil ama bir çin atasözü aklıma geldi, sizinle de paylaşmak istedim: Misafir balık gibidir, ilk geldiğinde iyidir ama kaldıkça kokar)
* Taze balığın solungaçları canlı bir kırmızı rengindedir. Balık bayatladıkça bu solungaçların rengi değişir, morarır ve soluklaşır (Burada üzülerek bir konuya değinmek istiyorum. Ne yazık ki bazı balıkçılar bu solungaçların taze görünmeleri için kırmızı mürekkeple boyuyorlarmış. Solungaçlara parmaklarınızı sürttüğünüzde boya çıkmaması gerekiyor. Sanırım en güzeli güvendiğiniz balıkçıdan alışveriş yapmak)
* Taze balıkta solungaçlar sımsıkı kapalıdır. Bayat balıkta ise solungaçlar neredeyse kendileri açılacak kadar gevşektir.
* Taze balığın gözleri parlak, canlı, dışa doğru bombeli olur ve gözdeki canlılığı parıldamasından anlayabilirsiniz. Bayat balıkta ise gözlerin önüne perde inmiş gibi buğu olur (hani katarakt rahatsızlığında gözlere inen bir buğulanma vardır.. İşte aynı buğulanmayı bayat balığın gözlerinde de görebilirsiniz). Aynı zamanda balık bayatladıkça gözleri içe doğru çöker ve dışa doğru olan bombeliği kalmaz.
* Taze balığın pulları vücuduna sıkı sıkı yapışıktır, elinizi sürtseniz bile kolay kolay çıkmaz. Bayat balıkta ise durum tam tersidir. Elinizi biraz sürtmenizle pullar çıkar. Tabi ki pullarıyla ilgili olan denemeyi sadece büyük balıklarda uygulayabilirsiniz. Çünkü hamsi gibi küçük balıkların pulları yoktur. Küçük balıklar bayatlamışsa, balığın kendisi çabuk dağılır.
* Taze balığın gövdesine bastırıp bıraktığınızda, gövdede hemen düzelme olur, çukur kalmaz. Bayat balıkta ise durum tam tersidir. Bastırdığınız yer çukur olarak kalır.
* Taze balığın başından tutup kaldırınca kuyruğu dimdik kalır. Bayat balıkta ise kuyruk aşağıya doğru düşer.
* Balığın gövdesinin görünümü de parlak olmalıdır. Ancak balıkçılar sürekli su attıklarından, suyun etkisiyle parlak zannedebilirsiniz. Bu nedenle yukarda saydığım tüm maddelere dikkat etmenizi tavsiye ederim. Balık bayatlamışsa derisinin üzerinde sümüksü bir doku oluşur.
Kolay gelsin :o)
20 Mart 2014 Perşembe
PANCAR YAPRAĞI SALATASI
Malzemeler (3 kişilik):
3 adet pancarın sapları ve yaprakları
2 diş sarımsak
2 yemek kaşığı zeytinyağı (veya sıvı yağ)
Yarım limonun suyu
1 tatlı kaşığı sirke (isteğe göre üzüm veya elma)
Bir tutam tuz
Yapılışı:
Pancar saplarını ve yapraklarını çok iyi yıkadıktan sonra küçük küçük doğrayın (pancarların kendisinden pancar turşusu yapıp, salatanızı süslemek için kullanabilirsiniz)
BURKMA VE ZEDELEMELERE SOĞAN TEDAVİSİ
Çocuktum, ailece arabamıza binmiş İstanbul'dan Antalya'ya tatile gidiyorduk. Ege'deki güzel köylerimizin birinin içinden geçerken, kırmızı kırmızı domateslerin yol kenarına kadar fışkırdığı harika bir domates tarlası gördük. Tarla yolun hemen kenarındaydı. Ablam da, ben de bu güzelliğe dayanamayarak, babama arabayı durdurup bizim için birer tane domates kopartmasını rica ettik.
Çocuk olmamız nedeniyle babam bizi kırmak istemedi ve arabayı durdurup yol kenarına kadar taşmış domateslerden iki tane kopartacaktı ki önündeki çukuru görmeyerek düştü (belki de tarlanın sahibinden izin almadığımız için :o( Ancak bizim istediğimiz sadece 2 tane göz hakkıydı...)
Düşmesiyle babamın ayağını tutarak acı içinde kıvranması bir oldu. Seyahat ettiğimiz günün pazar olması nedeniyle de tüm eczaneler kapalıydı.
Annem hemen bize beklememizi söyleyerek yolun karşısında bulunan bir evin kapısını çalıp durumu anlattı ve bir soğanla pul biber rica etti. Bilirsiniz bizim insanımız içtenlikle yardım severdir. Köylü kadın hemen bize annemin istediklerini verdi.
Annem benim eskimiş ama temiz tişörtlerimden birini bavuldan çıkartıp soğanı üzerine koydu. Bir taşla soğanı olabildiğince ezdikten sonra pul biberi kattı ve bu karışımı babamın şişmeye başlayan ayak bileğine sardı.
Bize yardım eden aileye çok teşekkür ettikten sonra, babam sarılı ayağını uzatmak için arka koltuğa yanıma geldi (ablam mecburen ön koltuğa geçti). Annem ise maharetini araba kullanmada da göstererek bizi Antalya'ya götürdü.

Varır varmaz hemen bir kliniğin acil kısmına giderek babamın ayağını gösterdik.
İnanamıyordum ama babamın ayağı neredeyse hiç şişmemişti, hatta morarmamıştı. Acısının yok denecek kadar az olduğunu söylüyordu. Doktorlardan öğrendiğimize göre ayak bileğinde lif kopmuştu ve soğan tedavisi ile morarma ve şişme yapmamıştı. Ağrısının çoğunu ise yok etmişti.
Annem bu mucizenin sardığı soğanlı karışımdan kaynaklandığını söyledi.
Tarif şöyle:
Malzemeler:
1 adet kuru soğan
1 yemek kaşığı dolu dolu pul biber
Yapılışı:
İmkanınız varsa soğanı piyazlık doğrayabilir ya da annemin yaptığı gibi ezebilirsiniz.
Ezilmiş ya da doğranmış soğana bol pul biber katıp karıştırarak, burkulmuş ya da zedelenmiş kısma bağlayıp yaklaşık 12 saat bekletin.
Pul biberden dolayı konulduğu bölgeyi çok ısıtıyor. Küçükken bisikletten düşüp el bileğimi incittiğimde de annem aynı yöntemi uygulamıştı.
Yazın seyahat ettiğimiz için sıcağın etkisiyle de kokusunun çok yoğun olduğunu söyleyebilirim :o) Hele de volkswagen gibi o dönemin küçük arabalarından birinde olduğumuzu ve babamın lif kopan ayağını bana doğru uzattığını belirtirsem, sanırım ne demek istediğimi tam olarak anlatmış olurum :o)
Merak etmeyin tedaviyi yaptıktan sonra yıkadığınızda hiç koku kalmıyor :o)
Bu tedaviyi zedeli bölge iyileşene kadar sürdürebilirsiniz.
Sağlıklı günler dilerim :o)
19 Mart 2014 Çarşamba
TAVADA KESTANE IZGARA
Çocukken ne zaman kestane pişiren birinin yanında geçsek, kokusuna dayanamayıp anneme alması için rica ederdim (kestane satıcılarının meşhur sözünü bilirsiniz: Kestane kebap, yemesi sevap :o)).
Sokakta aldığımız kestanelerin kabukları çok kolay soyulur ve içleri de çok güzel pişmiş olurdu.
Evde yaptıklarımız ise daha sert ve kabuğu zor soyulur durumdaydı.
Sonunda kestanelerin nasıl yumuşak pişirildiğinin ve kabuklarının kolayca çıkabileceğinin yöntemini öğrendim. Hemen sizinle de paylaşayım :o)
Malzemeler (20 adet kestane):
20 adet kestane
3 su bardağı kaynar su
Yapılışı:
Kestaneleri kaynar suda 10 dakika bekletin (pişirmeyin, ateş yanmıyor olmalı).
Sudan çıkarrtıktan sonra bir yüzündeki kabuğundan bıçakla keserek çizik açın (enlemesine bir çizik açmak gerekiyor).
Tüm kestaneleri bu şekilde çizdikten sonra teflon bir tavaya koyup kısık ateşte kabukları hafifçe kararıp, bıçakla kestiğiniz kısım yarık şeklinde açılana kadar pişirin (tavanın kapağını kapatmayın). Kestanelerin bir yüzü piştiğinde diğer yüzünü de çevirmeyi unutmayın.
Arzu ederseniz bir tanesini deneyip olup olmadığını kontrol edebilirsiniz.
Pişince servis tabağına alabilirsiniz.
Afiyet olsun :o)
İSHALİ KAHVE VE LİMONLA DURDURUN
Hem kahveyi hem de limonu çok severim. Bu ikisiyle yapılan ve aile büyüklerimden öğrendiğim bir kocakarı yöntemini ise sizlerle paylaşmak istedim.
Özellikle üşütmeye bağlı ishalleri durdurmak için çok etkili bir yöntem olan kahve ve limonun tam tarifi şöyle:
Malzemeler (1 kişilik):
1 tatlı kaşığı kahve
Yarım limonun suyu
1/3 çay bardağı su
Yapılışı:
Kahve ve limonu bir çay bardağı suda karıştırın.
Bir dikişte hepsini için. Arzu ederseniz üzerine de bir bardak su içebilirsiniz.
Etkisini çok kısa sürede gösterecektir.
Şifa olsun :o)
18 Mart 2014 Salı
KURU PATLICAN DOLMASI
Malzemeler (25 adet dolma):
30 adet kuru patlıcan
2 litre kaynar su
İç malzemesi:
300 gram yağlı kıyma
3/4 su bardağı pilavlık ve köftelik bulgur karışımı (arzu ederseniz sadece pilavlık ya da sadece köftelik bulgur da kullanabilirsiniz)
1 adet büyük kuru soğan (ya da 2 adet orta boy)
10 iri diş sarımsak
1 çay bardağı sıvı yağ (ben fındık yağı kullandım)
2 yemek kaşığı dolusu acı urfa biber salçası
1 yemek kaşığı dolusu domates salçası
2 yemek kaşığı limon suyu veya erik ekşisi
1 yemek kaşığı nar ekşisi
1 yemek kaşığı tepeleme sumak
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı dolusu kuru nane
Yarım çay kaşığı kimyon
Yarım çay kaşığı karabiber
Pişirirken üzerine dökmek için:
2 su bardağı su
Yarım çay bardağı sıvı yağ
1 yemek kaşığı dolusu tercihe göre domates ya da acı biber salçası
2 çay kaşığı sumak
Yapılışı:
Patlıcanları soğuk suda zedelemeden yıkadıktan sonra dolmaları pişireceğiniz tencereye koyup üzerine 2 litre kaynar su döküp kapağı kapalı olarak 20 dakika haşlayın. 20 dakika geçtiğinde ateşi söndürüp, patlıcanları bir kevgire dökerek suyunun süzülmesini sağlayın. İç malzemeyi hazırlayana kadar patlıcanları kevgirde ılınmaya bırakın.
Soğanın kabuğunu soyup elinizden geldiğince ufak bir şekilde yemeklik doğrayın.
Sarımsakların da kabuklarını soyup çok küçük parçalar halinde doğrayın. Mümkünse sarımsakların soğandan da küçük doğranması gerekiyor (sarımsakları ezip suyunu çıkartmayın yoksa acılığını da verir, sadece doğrayın)
Bir kabın içine doğranmış soğan ve sarımsaklarla beraber kıyma hariç iç malzemesi kısmında yazan tüm malzemeyi koyup, elinizle hafifçe yoğurarak karıştırın. Tüm malzemenin eşit dağıldığından emin olun.
Malzemeleri karıştırdıktan sonra, yaklaşık 1 saat kadar bulgurun şişmesi için ağzı kapalı olarak bekletin. Aslında bekletmeden yapanlar da var, ancak bu şekilde bulgur tüm lezzetleri tam olarak içine çekeceğinden tadı daha güzel olacaktır. Bulgurun şişmesi için su koymanıza gerek yok. Bu haliyle rahatlıkla şişiyor. Tabi ki tam pişmiş kadar yumuşamıyor ama zaten pişirdiğinizde tam yumuşaklığına kavuşacaktır.
İç malzemesinde yazan domates salçasının yerine de acı biber salçası koyabilirsiniz. Tamamen acıyı ne kadar sevdiğinize bağlı. Ben misafirlere sunmak için yaptığımdan domates salçası da ekledim.
Bulgur biraz şiştikten sonra içine kıymayı ilave edip yine hafifçe yoğurarak karıştırın. Tüm malzeme eşit dağıldığında arzu ederseniz tadına bile bakabilirsiniz, çünkü çiğ köfte gibi kıyma baharattan dolayı pişme özelliği gösteriyor ve rahatsız etmiyor :o)
İç malzeme hazır olunca patlıcanların içine doldurmaya başlayın. Önemli olan patlıcanların üzerinden serçe parmak kalınlığında bir boşluk bırakmak. Patlıcanları doldurdukça tencereye ağızları yukarıya bakacak şekilde dizin.
Tüm patlıcanları bitirdiğinizde bir kaseye 1 çay bardağı sıvı yağı, 2 su bardağı kaynar suyu, 2 çay kaşığı sumağı ve 1 yemek kaşığı dolusu domates veya acı biber salçasını koyup iyice karıştırın.
Üzerine dökülecek sos karıştığında patlıcanların ağızlarından içeriye gelmek üzere tencereye gezdirerek dökün. Dökme aşamasında her patlıcanın açık olan ağzından bölüştürerek koymayı tercih ediyorum. Böylelikle sosun hepsine eşit dağıldığından emin olabiliyorum.
![]() |
| Tencereye dizilip sosunun dökülmüş hali |
Tüm suyu çektiğinde altını kapatıp 10 dakika kendine gelmesi için bekletin ve sonrasında servis tabağına dizin. Servis tabağına dizdiğinizde tencerede kalan bir miktar sos varsa, bir kaşıkla patlıcanların üstlerinden dökün.
Kuru patlıcan dolması kebap türlerinin yanına çok yakışacaktır. Aynı zamanda babagannuş da sofranızda bulunmalı :o)
Afiyet olsun :o)
Not: Kullandığınız patlıcanların boyutuna göre verdiğim patlıcan sayısı birkaç tane az gelebilir ya da elinizde fazladan kalabilir. Bu nedenle 35 adet kuru patlıcan bulundurmanızı tavsiye ederim. Elinizde artan patlıcan olursa haşlanmış haliyle buzlukta dondurabilir, kullanmak istediğinizde tekrar çözdürebilirsiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















